İŞ SAĞLIĞI GÜVENLİĞİ VE TÜRKİYE

Türkiye’deki İş Sağlığı Güvenliği

Gelişmekte olan ülkeler arasında yer alan Türkiye’de İş Güvenliği, benzer kategorideki diğer ülkelerde de olduğu gibi, sermaye akışını arttırıp gelişmiş ülkeleri yakalamak için serbest bölge kurma, özelleştirmeye gitme gibi birçok stratejik hamle ile küreselleşen dünyaya ayak uydurmaya çalışmaktadır. Bu rekabet işverenler ve işçiler için bazı kısıtlamalara ve zorluklara neden olmaktadır. Türkiye’de yaşanan maden, inşaat, tersane kazaları ve diğer sektörlerdeki iş kazalarının sıklığı dikkatleri gelişmiş ülkelere çekmektedir. Hazırlanan raporlarda Türkiye’deki iş kazası sayısının, diğer ülkelere göre özellikle de Avrupa ülkelerine göre çok yüksek olduğunu gözler önüne sermiştir. Bu durum ülkelerin gelişmişlikleri ile ilişkilendirilir. Gelişmiş ülkelerde ne yapıldığı ve bizim ülkemizde bu uygulamalardan hangisinin yapılmadığı ve neden yapılmadığı merak konusu olmuştur.

Ülkemizdeki iş güvenliği bakış açışı olması gerekenden maalesef çok uzaktır ve hep bir takım bahanelerin arkasına sığınılmaktadır. Örneğin; “Kırk yıllık ustayım, bugüne kadar bir şey olmadı”, “baret baş ağrısı yapıyor”, “kemere ne gerek var”, “kaçak akım rölesi de neymiş”, “sadece punto atılacak, maskeye gerek yok”, “iki dakikalık bir iş için iskelede korkuluğa gerek yok”, “iş gözlüğü varken betonu rahat göremiyorum”, “taş motorunun muhafazası işe engel oluyor, rahat kesemiyorum” gibi yüzlerce örnekler verebiliriz.

İş güvenliği kültürü denilen bu olgunun, Türkiye’de henüz Devlet, İşveren ve İşçi tarafından tam olarak anlaşılamaması ve iş güvenliği kapsamındaki gerekliliklerin daha çok ekstra bir yük olarak görülmesi belki de yukarıdaki durumları özetleyen bir gerçektir. İş güvenliği kültürünün, iş hayatına yansımaması sonucu yaşanan iş kazaları ile Türkiye’nin iş kazası sayılarında Avrupa’da 1. ve Dünyada ise 3. sırada yer almasına ve her yıl ortalama 250 iş yerinde yangın çıkmasına sebebiyet vermektedir.

Durumu tersine çevirmek ve iş kazası sayılarını azaltmak elbette mümkündür. Bunun için sistematik çalışmalar yapmak ve iş güvenliği kültürünü iş hayatımıza entegre etmemiz gerekmektedir. İş kazaları ve meslek hastalıkları ile mücadele edebilmek için bilimin öngördüğü çalışmaları yapmak gerekir. En başta da istatistik çalışmaları önemli bir yer tutmaktadır.

Sonuç olarak iş sağlığı ve güvenliği bilincini arttırmak, sosyal koruma haklarını geliştirebilmek ve benzer birçok uygulamayı iyileştirebilmek bizim elimizdedir. Gelişmiş ülkelerin iş sağlığı ve güvenliği konusundaki aksiyonlarını incelemek ve iş hayatına uygulanabilirliği üzerine çalışmalar yapmak öncelikli politikamız olmalıdır. Böylelikle gelişen teknoloji ile güvenli çalışma bakış açısının birleşmesi kısa sürede hızlı mesafe kat etmek adına faydalı olacaktır. İnsan hayatını korumak adına atılacak her adım, kalifiye iş gücünün artmasına, güvenli iş ortamlarının oluşmasına ve kesintisiz üretim yapılmasına katkı sağlayacaktır. Önümüzdeki 5 yıl içerisinde, iş güvenliği kültürünün iş hayatımızda hakkettiği önemi göreceğine ve iş güvenliğinin bir zorunluluk olarak değil işin bir parçası olarak kabul edileceğine inanmaktayız.

Tartışmaya Katılın - Merak Ettiklerinizi Sorun!

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Benzer Yazılar